Özdağ:Darbeler kara dönemin ve zulmün adıdır
AK Parti Sosyal İşler Başkan Yardımcısı ve Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ Başvekil Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilişlerinin 53. yılı nedeniyle yazılı basın açıklamasında bulundu. 90 Yıllık Cumhuriyet tarihinin son elli yılının darbeler tarihi olduğunu kaydeden Özdağ, “Adnan Menderes ve arkadaşları ‘yeter söz milletin’ diyerek Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ve Türk siyasi hayatında birbirinden önemli ve başarılı işlere imza atmışlardır. Bunu hazmedemeyen ve kirli senaryolarını devam ettirmek isteyen vesayetçiler, darbeciler, cuntacılar kara bir tarihe imza atarak önce Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’ı ardından da Menderes’i gözlerini dahi kırpmadan darağacına yollamışlardır. Menderes ve arkadaşları hala milletin kalbinde altın harflerle anılırken darbeciler her geçen gün lanetlenmeye devam etmektedirler” dedi.
Türk siyasi hayatının son 50 yılının darbeler tarihi olarak geçtiğini kaydeden AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanlarından Adnan Menderes ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 53. yılında yaptığı basın açıklamasıyla andı. Darbelerin insan hakları, özgürlükler ve ekonomik olarak Türkiye’ye büyük zararlar verdiğini belirten Özdağ, “27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan darbe ve muhtıraları Türk demokrasisine ve Türk ekonomisine çok ama çok büyük zararlar vermiştir. Bu topraklarda ekonomisi ve siyasi istikrarı orta ölçeğin altında hiç bir devlet yaşayamamıştır; buna imparatorluklar da dâhildir. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu topraklarda tutunmak için, eğitime, ekonomiye, cumhuriyete ve demokrasiye önem vermiş fakat iç ve dış egemen güçler Türkiye Cumhuriyeti Devletini her alanda geliştirmemek için darbelere tevessül etmişler, kutuplaştırmışlar, kamplaştırmışlar, kin ve nefret tohumlarını ekmişlerdir. Mezhepsel, etnik ve ideolojik olarak bizi farklılaştırmışlar ve bu şekilde orta ölçeğin altına düşürmek istemişlerdir. Darbeler, Türk demokrasisinin ve ülkemizin yakın tarihinin karanlıkta kalmış dönemleridir. “Millet adına” ve milletin huzuru adına yapıldığı iddiasıyla gerçekleştirilen darbeler, sağ veya sol görüş fark etmeksizin binlerce insanımızın cezaevlerine kapatıldığı, idam edildiği, işkencelerin yapıldığı ve istikballerinin ellerinden alındığı zulüm dönemlerdir. Sözde toplumsal huzuru tesis etmek amacıyla gerçekleştirilen darbeler, aynı zamanda, Edirne’den Ardahan’a kadar bir bütün olarak ülkenin açık hava hapishanesine dönüştürüldüğü; hiç kimsenin düşüncesini özgürce ifade edemediği; hatta düşüncenin, bilginin ve dahi gelişmenin evrensel unsurları olan kitapların suç unsuru sayılması nedeniyle darbecilerin korkusuyla yakıldığı karartma dönemleridir” dedi.
DARBELERİN TEK SUÇLUSU CUNTA DEĞİLDİR
Her darbe eleştirisini genelleme yaparak TSK’nın kurumsal kimliği ile özdeşleştirmenin mümkün olmadığını belirten Özdağ, “Bu coğrafya ne itibarsız bir orduyu, ne de darbeci bir orduyu kaldırır. İkisi de Türkiye’nin intiharı olur. Ancak sadece askerin itibarı korunarak demokratik düzeni korumak mümkün değildir. Parlamentonun, siyasi partilerin itibarı da en az askerin itibarı kadar hatta daha fazla önemlidir. Demokratik düzenin yaşatılması, yasa dışı toslamalara karşı korunaklı hale getirilmesi ile mümkündür. İtibarsızlaştırılmış bir meclis toplumu yönetme, problemleri çözme güç ve kudretini kendinde bulamaz. Parlamentoyu hırpalayarak, siyasetçiyi itibarsızlaştırarak demokratik düzeni yaşatmak imkânsızdır. Bu tür davranışlar darbecilerin ekmeğine yağ sürer. Asıl itibar kırıcı unsurun dışarıdan yapılan eleştirilerden ziyade, yasa dışı unsurlar karşısında gerekli arınma ve temizlenme mekanizmalarını işletememekten kaynaklandığını unutmamalıyız” diye konuştu.
Özdağ açıklamasına şöyle devam etti; “1960’dan beri 3 darbe, bir o kadar muhtıraya tanık olduk. Demokrasi defalarca kesintiye uğradı. 50 Yıl bir millet hayatında çok küçük bir zaman dilimini temsil eder. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok yasadışı müdahaleye muhatap olmak, darbelerin analizini asker psikolojisini aşan bir zeminde yapmayı gerekli kılıyor. Bir kurumda niçin bu kadar darbeci çıkıyor sorusu, “bu askerler niçin darbe yapmayı düşünüyor?” sualinden daha anlamlıdır. Çünkü o askeri o düşünceye sevk eden zemini anlamak bu kurumsal yapının sorgulanmasından geçer. Onun için “Bazı generaller…” diye başlayan darbe eleştirileri doğru değil. Sık, sık o bazı generalleri yetiştirip, millete musallat eden zemini sorgulamak zorundayız. Darbe ile mücadele sadece birkaç darbecinin takbih edilmesi, yargılanması demek değildir. Darbelerle mücadele o darbecileri yetiştiren sosyal, kültürel, siyasal, ve kurumsal zeminin sorgulanması ve kurutulmasıdır. Bizim sorunumuz zihniyetle, “darbeci zihniyetle”dir ve bugün yapmak istediğimiz de budur. 1960’ta seçilmiş bir iradeye karşı bir avuç cuntacı darbe yapmış, Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri cezaevlerine gönderilmiş, işkencelere maruz kalmışlardır. 10 Yıl bu millete hizmet etmiş olan Başbakan Adnan Menderes, bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan darağaçlarına gönderilmiş ve binlercesi de kör kuyularda merdivensiz bırakılmışlardır. O kadar ki, 10 yıl bu devlete başbakanlık yapmış Adnan Menderes cezaevindeyken, millete hizmet aracı olan siyasetten nefret eder hale getirilmiş ve Yassıada’da şunu söylemiştir: “Bir çıksam buradan, bir çıksam, gitsem Çine Çayı’nda söğüt ağaçlarının altında deliksiz ve derin bir uykuya dalsam ve bir daha siyaset yapmasam.”
HER DARBE BİR SONRAKİNİN TETİKLEYİCİSİ OLMUŞTUR
“Darbelere karşı hukuk işletilebilse, siyaset kurumu şahsiyetli bir duruş ortaya koyabilse bugün Türkiye bulunduğu yerin çok ilerisinde olurdu” diyen Özdağ, “2 Mart’ı yapanlar, 27 Mayıs’ı yapanların sanık sandalyesine çıkarılmamasından cesaret aldılar. 12 Eylül’ü yapanlar 12 Mart’ı yapanlardan hız aldılar.28 Şubat, 27 Nisan hep aynı hesap soramayan siyaset kurumunun pısırıklığından cesaret aldı. Türkiye 27 Mayıs’ı yapanları sanık sandalyesine çıkarabilme cesaretini gösterebilseydi, bugün milleti canından bezdiren darbeler dönemi çoktan kapatılmış olacaktı. Bahanesi ve gerekçesi ne olursa olsun iyi darbe yoktur, ne yaparlarsa yapsınlar bütün darbeler kötüdür. Millete “Sen rüştünü ispat edemedin, biz senden daha iyi düşünürüz.” diyerek, bu gerekçe ile darbelere meşruiyet kazandırılmak istenmiştir. Darbelerle mücadele etmek de bir yoldur, şapkayı alıp gitmek de bir yoldur. En kötü yol şapkamı onlara bırakmadım diye övünmektir. Bazıları şapkasına sahip çıktığı kadar milletin hukukuna sahip çıkmamıştır. Elli yıldır yapılan darbelerin gerekçesi ya kardeş kavgası ya irticadır. Dolayısıyla darbelerle mücadelenin bir yolu da toplumdaki farklılıkları derinleştirip keskinleştirmemek, sözün bittiği noktaya gelmemektir. Darbecilik ilkelliktir, saygısızlıktır, gericiliktir, zulümdür. Asla, Bir daha asla, Ruhları öldüren, vicdanları karartan, bir kötü virüs gibi varlığımızı kemiren darbeci eğilimler, hiçbir surette buna ne imkan ne cesaret bulmalıdır. Siyasilerin patronu yalnızca halktır. Herkes bunu iyi bilmelidir ” ifadesinde bulundu.
HER DARBE TOPLUMSAL BİR TABANA YASLANIR
Her darbenin belli bir toplumsal tabana yaslandığını kaydeden Özdağ, “Darbelerin arkasında bazen sağ ama çoğunlukla sol vardır. Darbelerle mücadelenin bir yolu da altındaki toplumsal zemini çekmek, mesnetsiz bırakmaktır. Bunun yolu da, medya ve eğitim yoluyla toplumu bilgilendirmek, demokrasi bilincini derinleştirmek ve yaygınlaştırmaktır. Darbe yapmak suçtur, darbe yapmak için gençler arasında var olan ideolojik ayrılıkları kışkırtarak şiddete dönüştürmek daha büyük bir suçtur.12 Eylül iddianamesi başta Maraş olayları olmak üzere bu tip olaylarla doludur. Darbe yapmak için gençler ölüm mangalarının önüne atılmış, bu gençlerin akan kanları üzerinden saltanat sürülmüştür. Bugün çok tartışılan Maraş olaylarının gerçek faillerini, kışkırtıcılarını kimse bilmiyor. Sahnenin önünde bize gösterilenleri tek gerçek sanma gafletine düşüyor, gerçek failleri ıskalıyoruz. Malatya’da bir bomba ile öldürülen Hamit Fendoğlu’nun katilleri hala yakalanamadı. Bugün Türkiye bu kanlı oyunu teşhis edecek olgunluğa erişmiştir. Açılan davalar, yakın geçmişle ilgili mahkemeler bunun göstergesidir. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan’ı Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Mustafa Pehlivanoğlu, Halil Esendağ, Selçuk Duracık, Erdal Eren, Uğur Mumcu, Gün Sazak, Abdi İpekçi, Bahtiyar Aydın, Gaffar Okkan gibi farklı fikirlerden sayısız insan son elli yılda hayatlarını kaybettiler. Bunlar elbette birbirlerinden farklı dünya görüşlerine sahiptiler ama ortak bir yanları vardı hepsi ya öldürüldüler veya idam edildiler. Bu olayların arkasındaki sis perdesinde darbelerin payının büyük olduğu kanaatindeyiz. Bu sis perdesinin kaldırılması öldürülen veya idam edilen kader ortaklığına ilişkin illiyet bağlarını da ortaya koyacaktır” dedi.
DARBELERLE MÜCADELE AYNI ZAMANDA TERÖRLE MÜCADELEDİR
Darbelerle mücadelenin aynı zamanda terörle mücadele olduğunu belirten AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, “Çünkü geçmişte meydana gelen ve faili meçhul kalan birçok olayın bugün darbeciler tarafından sahneye konulduğunu biliyoruz. Toplumu darbeye hazırlamak için bilinçli olarak terör kışkırtılmış, ideolojik gerilimler tırmandırılmıştır. Türkiye şeffaflaştıkça, darbe yapan veya teşebbüs edenlerden hesap sorabilir noktaya geldikçe bu hevesi taşıyanların cüret ve cesareti kırılacaktır. 10 Ağustos’ta dönemin Başbakanı, Davos Fatihi ve şu an ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olması darbecilere, vesayetçilere ve cuntacılara verilmiş en güzel cevaptır. ” şeklinde konuştu.
12 EYLÜL REFERANDUMU BİR MİLAT TAŞIDIR
Türkiye’nin geldiği demokrasi süreci ve yapılan devrim niteliğinde ki uygulamaların milat taşlarından birinin12 Eylül 2010 referandumu olduğunu kaydeden Özdağ, “Şu an geldiğimiz nokta referandumun ne kadar önemli, çıkan neticenin ne kadar değerli olduğunu gözler önüne seriyor. Referandum içimizdeki darbe uzantılarını deşifre eden bir turnusol kâğıdı işlevi görmüştür. Referandum ile sağlanan demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve elde edilen başarılar Türkiye’nin nerelerden nerelere geldiğinin en önemli göstergesidir. Demokrasinin mimarı olan Başvekil Adnan Menderes ve arkadaşlarını bu millet hiçbir zaman unutmamıştır. Biz Atatürk’le başlayan, ardından Adnan Menderes’le ve Turgut Özal’la devam eden, Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu ile taçlanan tam demokrasi sürecinde İktidarımızı milletimizle paylaşmanın mutluluğunu yaşarken 17 Eylül 1990 tarihinde de, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın da katıldığı Devlet töreni ile İmralı'dan naaşları alınıp, Topkapı'daki Anıt Mezara taşınmıştır. Bu gün dahi Onların acısını yüreklerimizde hissetmekteyiz, ölene dek de hissedeceğiz. Rahmetli Menderes ve arkadaşlarını katleden darbecileri şimdi kimse hatırlamıyor. Ama Rahmetli Menderes ve arkadaşları demokrasi şehitleri olarak ilelebet milletimizin kalbinde yaşayacak ve anılacaktır. Bir kez daha demokrasi şehitlerimiz Başvekil Adnan Menderes ve arkadaşlarını rahmetle ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun” dedi.HABER MERKEZİ









